ORTADOĞU’DA YENİ SAVAŞ:
ENERJİ, GÜÇ VE STATÜ ÜZERİNDEN KURULAN BÜYÜK HESAPLAŞMA
Ortadoğu’da bugün yaşananlar, yalnızca İran ile İsrail arasında bir askeri çatışma değildir. Bu, Amerika’nın doğrudan sahaya indiği; Körfez monarşilerinin güvenlik kaygılarıyla pozisyon aldığı; Lübnan, Irak, Yemen ve Suriye’ye doğru yayılma riski taşıyan çok katmanlı bir bölgesel krizdir. Reuters ve uluslararası ekonomi kurumlarının verileri, bu savaşın artık yalnızca cephede değil, enerji hatları ve küresel ekonomi üzerinden yürütüldüğünü açıkça ortaya koyuyor.
Bu savaşın görünen yüzünde füze ve hava saldırıları var; görünmeyen yüzünde ise bölgeyi yeniden dizayn etme hesabı. Reuters’a yansıyan değerlendirmelere göre ABD-İsrail hattının hedefi yalnızca İran’ın mevcut kapasitesini zayıflatmak değil; uzun vadede füze, drone ve bölgesel nüfuz gücünü kalıcı biçimde sınırlamak. Körfez ülkelerinin Washington’a verdiği mesaj da bu yönde: “Savaşın bitmesi yetmez, İran’ın kapasitesi düşürülmeli.”
Peki bu savaş mezhep savaşına mı dönüşüyor? Şu anki tablo doğrudan bir Şii-Sünni savaşı değil; ancak Reuters analizleri, Irak ve Lübnan’daki vekil güçler üzerinden mezhepsel fay hatlarının yeniden tetiklenme riskine dikkat çekiyor. Bu risk gerçekleşirse savaşın coğrafyası genişler, süresi uzar ve kontrol edilmesi çok daha zor hale gelir.
Türkiye ise bu krizin tam sınırında yer alıyor. Reuters’a göre Ankara, bir yandan NATO müttefiki olarak Batı ile ilişkisini sürdürürken, diğer yandan İran’la komşu olmanın getirdiği riskleri yönetmeye çalışıyor. Son haftalarda Türkiye’nin hem diplomatik temaslar yürütmesi hem de doğrudan güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalması, ülkenin artık yalnızca izleyen değil, denge kurmaya çalışan bir aktör haline geldiğini gösteriyor.
Suriye bu denklemde doğrudan savaşın merkezi değil, fakat potansiyel bir sıçrama alanı. Washington Institute analizlerine göre Şam yönetimi savaşa doğrudan girmek istemiyor; ancak ülkenin kırılgan yapısı ve bölgesel güç dengesi, ilerleyen süreçte yeni gerilimlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir.
Kürtler ve Kuzey Irak (IKBY) boyutu ise bu savaşın en kritik ve en hassas başlıklarından biri. Son dönemde Irak Kürdistan Bölgesi’nde üst düzey hedeflere yönelik saldırılar ve peşmerge kayıpları, bölgenin doğrudan çatışma hattına çekilme riskini artırıyor. Reuters ve bölgesel analizler, İran’ın bu coğrafyayı kendi güvenliği açısından “tampon alan” olarak gördüğünü ve tehdit algıladığı unsurlara karşı operasyonel kapasitesini kullandığını ortaya koyuyor. Aynı zamanda ABD’nin geçmişte IŞİD’e karşı Kürt güçlerini sahada kara unsuru olarak kullanmış olması, benzer bir rolün bu yeni gerilimde yeniden gündeme gelebileceği tartışmalarını güçlendiriyor.
Bu tablo içinde Türkiye’nin pozisyonu belirleyici ve serttir. Ankara, uzun yıllardır şekillenen güvenlik doktrini çerçevesinde, sınırları boyunca bağımsız ya da yarı bağımsız bir Kürt siyasal statüsünün oluşmasını doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak görmektedir. Bu nedenle Irak’ın kuzeyine yönelik askeri operasyonlar, üs bölgeleri ve sınır ötesi müdahaleler kalıcı bir politika haline gelmiştir. Bu yaklaşım, Kürt meselesine yönelik güçlü bir güvenlik refleksi ve derin bir tehdit algısıyla beslenmektedir. Sonuç olarak Kürtler, bu savaşta doğrudan taraf olmasalar bile, hem bölgesel güçlerin hem de Türkiye’nin güvenlik öncelikleri arasında sıkışan, statü arayışı ile jeopolitik baskı arasında kalan bir aktör konumundadır.
Askeri güç dengesi açısından bakıldığında ABD-İsrail bloğu teknolojik ve operasyonel üstünlüğe sahip. Reuters ve CSIS analizleri, hava gücü, istihbarat ve hassas vuruş kapasitesi açısından bu üstünlüğün açık olduğunu ortaya koyuyor. Ancak İran’ın da tamamen etkisiz kaldığı söylenemez. Özellikle enerji hatlarını tehdit etme, vekil güçler üzerinden savaşın maliyetini artırma ve bölgeyi geniş bir çatışma alanına dönüştürme kapasitesi hâlâ güçlü.
Nitekim Reuters’ın aktardığına göre İran’ın Körfez’de ABD hedeflerine yönelik saldırıları ve enerji altyapısına dönük hamleleri, savaşın artık iki ülke sınırını aşarak bölgesel bir karakter kazandığını gösteriyor. Bu durum, çatışmanın kontrol edilmesini daha da zorlaştıran bir gelişme.
Ekonomik cephede ise en kritik nokta Hürmüz Boğazı. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) ve IMF verileri, küresel enerji akışının önemli bir bölümünün bu hat üzerinden geçtiğini ve savaşın petrol fiyatları, sigorta maliyetleri ve küresel enflasyon üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu ortaya koyuyor. Reuters da bu sürecin küresel büyüme beklentilerini aşağı çektiğini bildiriyor.
İnsani tablo ise en ağır gerçekliği yansıtıyor. Reuters ve uluslararası kuruluşların verilerine göre binlerce insan hayatını kaybetmiş, milyonlarca kişi yerinden edilmiş durumda. Savaş yalnızca fiziksel yıkım değil; aynı zamanda derin bir psikolojik travma, toplumsal çöküş ve uzun vadeli insani kriz anlamına geliyor.
Sonuç olarak bu savaşın kısa sürede tamamen sona ermesi beklenmiyor. Daha olası senaryo, aralıklı ateşkes girişimleri, dolaylı müzakereler ve bölgesel gerilimlerle süren bir yıpratma süreci. Bugün Ortadoğu’da yaşanan şey, klasik bir savaş değil; uzun süreli bir güç mücadelesinin yeni evresi.
A.b.karakas62@gmail.com
Ali Baba Karakaş
Not: Bu yazı Reuters, IMF, EIA, CSIS ve Washington Institute başta olmak üzere uluslararası kaynak ve analizlerden yararlanılarak hazırlanmıştır.




